İran'ın başkenti Tahran, yıllardır süren kuraklık, su kıtlığı ve kötü yönetim nedeniyle "yaşanmaz" bir şehir olma tehlikesiyle karşı karşıya. Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, durumun ciddiyetini vurgulayarak, "Artık seçeneğimiz yok; başkent taşınmalı!" şeklinde radikal bir uyarıda bulundu.
9 milyondan fazla nüfusuyla Orta Doğu'nun en kalabalık megakentlerinden biri olan Tahran, baraj doluluk oranlarının %5-21'e düşmesi, zemin çökmesinin yılda 30 cm'ye ulaşması ve yağışların %40-45 azalmasıyla büyük bir felaketin eşiğinde.
Pezeşkiyan, 20 Kasım’da Qazvin’de yaptığı konuşmada Tahran’ın mevcut koşullarla başkent olarak devam edemeyeceğini belirtti:
“Yoğun nüfus, derinleşen su krizi ve ekolojik baskılar nedeniyle Tahran’ın sürdürülebilirliği kalmadı. 2025 yağışları son yüzyılın en düşük seviyesinde. Başkentin taşınması artık bir zorunluluktur.”
Cumhurbaşkanı, daha önce yaptığı açıklamada “Yağmur yağmazsa Tahran’ı kısmen boşaltmak zorunda kalacağız” diyerek tartışma yaratmıştı. Hükümet sözcüsü Fatemeh Muhacirani sözlerin yanlış anlaşıldığını savunsa da, Ocak 2025’te Makran bölgesinin yeni başkent için incelenmesi resmiyet kazandı.
Pezeşkiyan, Cumhurbaşkanı Yardımcısı Muhammed Rıza Arif’i planın yürütülmesinden sorumlu atadı. Ancak Tahran Şehir Konseyi Başkanı Mehdi Çamran, taşınmanın “uygulanabilir olmadığını” savunarak itiraz etti.
BARAJLAR BOŞ, ZEMİN ÇÖKÜYOR, YAĞIŞ AZALDI
Tahran, yıllardır hava kirliliği, trafik yoğunluğu ve yüksek deprem riskiyle mücadele ederken iklim krizi tabloyu daha da ağırlaştırdı.
Bölgedeki su kaynaklarına ilişkin güncel veriler şöyle:
Baraj doluluk oranı: %5–21 (ortalama %13). Lar Barajı %1’e kadar düştü. Ülke genelinde 19 baraj tamamen kurumuş durumda.
Zemin çökmesi: Yeraltı suyu kullanımındaki aşırı çekim nedeniyle yılda 25–35 cm çökme kaydediliyor; yollar çatlıyor, binalar eğriliyor.
Yağışlar: 2024–2025 sezonu normallerin %42 altında. Sıcaklıklar ise 2–3°C artmış durumda.
Su arzı: Gece su kesintileri başladı; kişi başı günlük tüketimin 130 litreden 100 litreye düşürülmesi planlanıyor.
Uzmanlara göre tablo, “Day Zero” (suyun tükeneceği gün) senaryosunu yaklaştırıyor.
RAPORLAR ALARM VERİYOR
• Baraj Doluluk Oranı: 2025’te %5–21 seviyesinde. 2024’te bu oran %40–50 arasındaydı. Etki: Su rasyonunun zorunlu hâle gelmesi.
• Zemin Çökmesi: 2025’te yılda 25–35 cm. 2024’te bu değer 20 cm civarındaydı. Etki: Altyapıda ciddi çökme riski.
• Yağış Azalması: 2025’te yağışlar %40–45 azaldı. 2024’te azalma %30 seviyesindeydi. Etki: Tarım ve içme suyu krizinin derinleşmesi.
• Nüfus: Tahran şehir nüfusu 9.7 milyon, metropol nüfusu 15 milyon. 2024’e göre %2 artış var. Etki: Ekolojik baskının artması.
Makran: Yeni başkent için en güçlü aday
Hükümetin işaret ettiği bölge, Güney İran’daki Makran kıyısı (Chabahar limanı civarı). Taşınmanın gerekçeleri:
- Deniz ulaşımı ve ticaret yollarına yakınlık
- Daha düşük deprem riski
- Kaynaklara erişimde dengelenme
- Güneyde üretim merkezlerine entegrasyon
Plan, bakanlıklar ve meclis gibi idari merkezlerin 10–15 yıl içinde taşınmasını öngörüyor. Tahran nüfusunun toplu göçü ise gündemde değil.
Ancak eleştirmenlere göre Makran’ın altyapısı yetersiz, iklimi arid ve deniz suyunun arıtılması maliyetli. İran’ın ekonomik krizi ve yaptırımlar da projenin 77–100 milyar dolar olarak hesaplanan maliyetini tartışmalı hâle getiriyor.
UZMANLAR: “TAHRAN DÜNYA İÇİN BİR UYARI”
Kriz yalnızca İran’ı değil, iklim baskısı altındaki diğer megakentleri de ilgilendiriyor. Uzmanlar Tahran’daki gelişmeleri, “küresel su krizinin erken uyarı sistemi” olarak değerlendiriyor.
Benzer riskler:
- İstanbul: Baraj doluluk oranı %30; 2030 su krizi öngörülüyor.
- Kahire: Nil Nehri’nde %20 debi kaybı.
- Delhi: Yeraltı sularının %70’i tükendi; yıllık 10 cm zemin çökmesi kaydediliyor.
Cornell Üniversitesi’nden Prof. Linda Shi, durumu şöyle özetliyor:
“Tahran, su savaşlarının habercisi. İklim değişikliği ile kötü yönetim birleştiğinde mükemmel fırtına ortaya çıkıyor.”
Uzmanlar, tarımda kullanılan suyun %90’ının azaltılması, yapay zekâ destekli sulama sistemleri ve yenilenebilir enerji yatırımlarını çözüm olarak öneriyor. Ancak yaptırımlar, ekonomik kriz ve kurumsal yolsuzluk bu adımları zorlaştırıyor.




















