MEYRALEM Haber Sitesi

Sayfa Adresi : https://www.meyralemhaber.com/haber-detay/5918_imamoglu-hakim-karsisinda-alnim-ak-basim-dik

GÜNDEM

Tümü

İmamoğlu hakim karşısında: Alnım ak başım dik

(12 Gün, 11 Saat önce) 120 İzlenme 0 Yorum
CHP’nin tutuklu Cumhurbaşkanı adayı ve İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, diploma davasında dördüncü kez hakim karşısına çıktı. İmamoğlu, “Milletimizin yüzde 70’i yanımdadır, yurttaşlarımın verdiği güçle alnım ak başım dik buradayım” dedi. Dava 6 Temmuz'a ertelendi.

18 Mart'ta üniversite diploması iptal edilen ve ertesi günü düzenlenen operasyonla gözaltına alınan CHP’nin Cumhurbaşkanı adayı ve İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu hakkında, diplomasıyla ilgili "zincirleme şekilde resmi belgede sahtecilik" iddiasıyla açılan ve 8 yıl 9 ay hapsi istenen davanın dördüncü duruşması, İstanbul 59. Asliye Ceza Mahkemesi’nce Marmara Kapalı Ceza İnfaz Kurumu kampüsündeki 2 no’lu duruşma salonunda görüldü.

Bir önceki duruşmada ara kararını kuran hakim, idare mahkemesindeki İmamoğlu’nun diploma iptaline karşı açtığı davayı, bekletici unsur olarak kabul etmişti. Hakim, kararın henüz kesinleşmediğini belirtti. İmamoğlu’ndan, savunmasını ek sözleri olup olmadığını sordu.

İstanbul 5. İdare Mahkemesi heyeti, bu duruşmadan önce, İmamoğlu’nun diploma iptaline karşı açtığı davanın oy birliğiyle reddine karar vermişti.

İMAMOĞLU, ALKIŞLARLA KARŞILANDI

Jandarma eşliğinde, salona getirilen İmamoğlu, alkışlarla karşılandı. Hakim, idare mahkemesindeki, İmamoğlu’nun diploma iptaline karşı açtığı davadaki kararın henüz kesinleşmediğini belirtti.

Duruşmada ilk sözü avukat Tora Pekin aldı. Pekin, “Ocak 2026 tarihinde mahkeme kalemince sisteme bir evrak yüklendiğini gördük. Bu yazılım üzerinden dosyaya eklendiği anlaşılıyor. Mahkemeniz tarafından yazılmış bir yazı söz konusu. Dosyaya düştüğünde bunu gördük ve çıktısını da aldık. Ancak buraya gelmeden önce, bu hafta dosyaya yeni bir evrak gelip gelmediğini kontrol ettiğimizde söz konusu belgeyi göremedik. Sizin de şu an okumamanızdan hareketle, acaba bu evrak sehven mi dosyadan çıkarıldı, yoksa hâlen dosyada mevcut mu emin olamadık. Eğer dosyada mevcutsa okunmasını talep ederiz; en azından bu hususla ilgili beyanda bulunma imkânımız olur” dedi.

İMAMOĞLU: “TARİHTE GÖRÜLMEMİŞ BİR YARGI SKANDALI”

Ardından Mahkeme Başkanı, İmamoğlu’na savunmasına ekleyecekleri olup olmadığını sordu.

dilek-imamoglu.png

Dilek İmamoğlu da duruşmayı takip etti

 

Savunmasına devam edeceğini beyan eden İmamoğlu, ramazan ayının birlik, vicdan ve muhasebe ayı olduğunu belirterek, 2019 yılında ramazan ayında seçimlerin iptal edildiğini, 2025 yılında ise diplomasının iptal edildiğini ifade etti. Mart ayında yargılanacağı sürecin ramazan ayına denk getirildiğini söyleyen İmamoğlu, hakkındaki iddianamenin gerçeği yansıtmadığını, adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini kaydetti. Yargı sürecinde hakim değişikliği yapıldığını belirten İmamoğlu, doğal hakim ilkesinin yok sayıldığını aktardı.

İmamoğlu, söz konusu davaların hukuki değil, siyasi olduğunu savunarak, kendisine yönelik sürecin Cumhurbaşkanı adaylığıyla bağlantılı olduğunu ifade etti.

İmamoğlu, savunmasında şunları kaydetti:

"Yaklaşık 16 aydır, iktidarın talimatlarıyla İstanbul’a konumlandırılmış bir avuç muktedir tarafından yürütülen operasyonlar ve oluşan davalar zinciri, tarihte görülmemiş bir yargı skandalı dönemini ülkemize yaşatmıştır. Bunun milletimize maddi ve manevi maliyeti çok ağır olmuştur. Koltuk hırsıyla yürütülen 19 Mart darbesinin maliyeti 250 milyar doları aşmıştır. Milletimiz fakirleşmiş, işsizlik artmış, itibar kaybı yaşanmıştır. Bu utanç verici iddianameyi yazan savcı ise terfi ettirilerek İstanbul’da bir ilçenin başsavcı vekili yapılmıştır. Bilinmelidir ki bu konu ne diploma ne de yolsuzluk meselesidir. Davaların komikliği, korkunun yarattığı yargı sefaletini açıkça göstermektedir. Ahmak, çirkin, casusluk, diploma iptali, evrakta sahtecilik, savcıya hakaret… Rezalet, rezalet, rezalet. Bütün bunların ana sebebi korkudur. Sadece dört seçimi milletimizin oylarıyla kazandığım ve Cumhurbaşkanı adayı olarak önümüzdeki seçimi kazanacağımı gördükleri için, rakiplerinden korkan bir anlayış her yolu mübah görmektedir. Milletimizin gönlündeki temiz yerimi gördükleri için buradayım. Benim milletimle bağım samimidir, sahte değildir. Toplumun büyük çoğunluğu bu yapılanların hukuki değil, siyasi olduğunu bilmektedir. Yurttaşlarımın verdiği güçle alnım ak, başım dik, özgüvenle buradayım. Hiçbir kuldan korkmuyorum.

Ama olan millete oluyor, geleceğimize oluyor. Adalete olan inanç yerle bir edilmiştir. İnsanlarımızın büyük bir kısmı artık adalete inanmamaktadır. Buna utanmak yerine hâlâ rahatça konuşanlarla karşı karşıyayız. Bu zihniyet sadece şahsıma saldırmıyor; milletimizin demokratik yolla iktidarı değiştirme hakkını da gasp ediyor. Millete gözdağı veriliyor. 'İstediğimde malına, mülküne el koyarım' mesajı veriliyor. Milletin nefesi, neşesi ve umudu çalınıyor.

 

“BU SAHTE SÜRECİN İÇİNDEKİ TÜM UYGULAMALAR TAMAMEN SİYASİDİR VE HEDEF BELLİDİR”

Ucube Cumhurbaşkanlığı Hükûmet Sistemi adı verilen yapı, Türkiye’nin kaderini tek bir kişinin iki dudağı arasına bırakmıştır. Yıkmak için her yolu, çatışmayı ve her türlü kötülüğü göze alan iktidar zihniyeti, 2024 yılı yazından itibaren —burayı dikkatle dinleyiniz lütfen— düğmeye basmıştır. Yerel seçimden dört ay sonra İstanbul’a atanacak başsavcı ve başarılı olursa getirileceği makam çoktan belirlenmiştir.

Bu sebeple şunu söyledim: Yürütülen her işte, her operasyonda ve yapılan tutuklamalardaki hukuksuz ve ahlak dışı uygulamaları savunan ve sürecin savcılığına soyunan, iktidarın başındaki zihniyet olmuştur. İstanbul’daki yargı makamı değiştikten sadece bir ay sonra, Esenyurt üzerinden uydurma yalanlarla, iftiralarla ve operasyonlarla sürece başlanmıştır. Ömrünü akademiye adamış Sayın Prof. Dr. Ahmet Özkan gibi, 65 yaşındaki saygın bir belediye başkanını sabahın köründe evinden aldırmak, tutuklamak ve bir yılı aşkın süre cezaevinde tutmak nasıl bir vicdan çöküşüyse, tutuklu yargılanan bütün arkadaşlarımızın maruz kaldığı tablo da tam olarak budur.

Bir yıl o insanı hapiste yatırdınız ve hakkında hiçbir şey bulamadınız. Herkes ‘masum’ diye haykırıyor. İşte benim hapiste yatan bütün arkadaşlarım da aynı şekilde masumdur. Bu sahte sürecin içindeki tüm uygulamalar tamamen siyasidir ve hedef bellidir. Cumhuriyet Halk Partisi muhtemel adayıyız. Ekrem İmamoğlu ile birlikte hedefteyiz. Hem partimiz hedeftir, hem Cumhuriyet Halk Partisi hedeftir; elbette başkaları da hedeftir. Bütün işlemler adım adım, vahşice ve hukuksuzca yürütülmüş, 19 Mart operasyonu devreye sokulmuştur. Kısacası, 19 Mart siyasi darbe girişimi öncesi ve sonrasıyla ifade ettiğim gibi bu süreç çökmüştür. Hukuksuzdur ve geçersizdir. Burada yargılananlar ve yargılanacak olanlar masumdur.

“HER TÜRLÜ HAKSIZ KAZANIMINIZIN, YANLIŞ İŞ VE İŞLEMLERİNİZİN HESABINI ADİL MAHKEMELERDE VERECEKSİNİZ”

Bu süreçte makam ve menfaat elde eden o bir avuç muhterise sesleniyorum: Bu makamlar liyakatle ve alın teriyle elde edilmiş makamlar değildir. Buradan söylüyorum; siz kaçacaksınız ama Türk milletinin iradesi, feraseti, adalet duygusu ve inancı sizi peşinizi bırakmadan kovalayacaktır. Sandık gelecek, gong çalacak, bu fetret devri sona erecek. 86 milyon yurttaşımız kazanacak. İnanın, zaman tahmin ettiğiniz kadar uzun değil; çok kısadır, yakındır, kapının eşiğindedir. Her türlü haksız kazanımınızın, yanlış iş ve işlemlerinizin hesabını adil mahkemelerde vereceksiniz. Kulaklarınıza küpe olsun. Yaşadıklarınız, makamlarınız ve yaşattıklarınız sahtedir, sahteciliktir. Benim çok iyi bildiğim bir büyüğü hatırlatayım: Esas makam nedir biliyor musunuz? Esas makam, aziz milletimizin gönlündeki makamdır. Ben her zaman o makama talip oldum. Milletimi çok sevdim ve milletimin de beni sevmesini arzu ettim. Tek dileğim bu olmuştur. İktidarın zihniyeti yolunu şaşırmış, milletin gönlündeki makamı unutmuştur. Öyle bir şaşkınlığa sürüklenmişlerdir ki, artık bir kişinin gönlündeki makamı gerçek makam zannetmektedirler. Oysa o makam sahtedir, aldatmacadır. Vakti dolduğunda, zamanı bittiğinde bunu anlayacaksınız.

İmamoğlu duruşmanın ardından cezaevi aracıyla hücresine götürüldü

Güç, kendinden emin olana değil; korkana serttir. Koltuğunu kaybetmekten korkanların yolu her zaman sahtecilik olmuştur. Koltuk düşkünü olanların yöntemi tarih boyunca ahlak dışı olmuştur. Dosya üretenler, manşet atanlar, TRT, Anadolu Ajansı, itibarsız ve kişiliksiz sözcüler, medya kuruluşları içindeki tetikçiler… Bir ıslık çalındığında sıçan gibi kaçtıklarını yakın tarihte gördük. Yine sıçan gibi kaçacaklar.

Kendine güvenenler ise bekler. Sakince bekler. Kendinden emin olduğu yüzünden okunur. Gerçeğin konuşmasına izin verir. Ve gerçek asla şaşmaz. İşte ben o taraftayım. O taraftaki konumumu da asla değiştirmeyeceğim. Çünkü ben hakikatin tarafındayım. Didik didik ettiler. Ne oldu? Didik didik ettiler. Yeryüzünde bu şekilde didik didik edilen başka bir insan yoktur. Hücrelerine kadar incelediler."

Savunmasına devam eden İmamoğlu, Avukat Recep Seyhan ve Avukat Hamza Uçak’ın, Fatih Keleş’i ziyaret sürecini anlattı. İmamoğlu, şu beyanda bulundu:

“Tüm bunlara rağmen, Fatih Keleş’in avukatının yaptığı suç duyurusuna rağmen, o iki avukatın şüpheli olarak ifadeleri dahi alınmadan bu pusunun, bu kumpasın sahibinin kim olduğu neden ortaya çıkarılmıyor? Bu kan dondurucu, kalleşçe pusuyu anlatan, tehdit eden avukatlardan neden ifade alınmadı? Tek bir ifade neden alınmadı? Bu suç duyurusu, bu soruşturma dosyası neden akamete uğratıldı? Çağlayan Adliyesi, Başsavcılık… Bunların yargıdaki ortakları kim? Bu kumpasın paydaşları kim?

“MANŞETİ 12 GÜN ÖNCEDEN ATANLAR KORUNURKEN, İFTİRAYA UĞRAYANLAR NEDEN YARGILANMIYOR?”

İki avukat ve o gazete hakkında yapılan tüm suç duyurularına, Hakimler ve Savcılar Kurulu (HSK)’ya yapılan bütün başvurulara rağmen, yargı kurumları neden kör, sağır ve dilsiz kaldı? Ben mi abartıyorum? Ben, burada cinayetin bir parçası konumuna sokuluyorum. Düşünün, Ekrem İmamoğlu’nu. Şafak operasyonlarıyla gazeteciler gözaltına alınırken, konu Sabah gazetesi olduğunda neden tek bir işlem yapılmıyor? Manşeti 12 gün önceden atanlar korunurken, iftiraya uğrayanlar neden yargılanmıyor? Yazık değil mi? Hiçbir şey yok. Ne ifade var ne başka bir şey. Sıfır. Sıfır. Sıfır.

“BİR BUÇUK SENEDİR AİLEM, YUVAM, DOSTLARIM, İSTANBULLULAR, İSTANBUL’UN KURUMLARI, MİLLETİN İRADESİ ZARAR GÖRÜYOR”

Ben ilk defa yargı makamıyla karşı karşıya kalıyorum. Avukatlar sordu, ben de 'Sıfır' dedim. HSK’ya başvurduk, ‘İşleme gerek yok’ dediler. Daha ne diyeyim? Adı geçen Sabah gazetesiyle aynı medya grubuna bağlı olan A Haber’dir. Ekranlara çıkan Adalet Bakanı hâlâ Ekrem İmamoğlu ve çalışma arkadaşlarını hedef göstererek konuşuyor. Cürmün kadar yer yakarsın. Tarihte böyle bir şey var mı? Ben esasa bakıyorum. Bir buçuk senedir ailem, yuvam, dostlarım, İstanbullular, İstanbul’un kurumları, milletin iradesi zarar görüyor. Yüzlerce şikâyetimiz, yüzlerce başvurumuz var. Bana hakaret eden o gazeteye tek bir işlem yapılmadı. Tek bir işlem. Bu nedenle başsavcıya, bugünkü bakana kadar herkese soruyorum: Açık tehditte bulunan o iki avukat ve savcılıktaki iş birlikçileri hakkında neden tek bir işlem yapılmadı? Neden?

“MİLLET GÜNÜ GELDİĞİNDE HESABINI SORACAK”

Cinayetle yargılanacak noktaya gelindi. Bundan daha çarpık bir tablo olur mu? Somut delillere dayanan itirazlara işlem yapmayan HSK, bu dosyada bizi muhatap bile almadı. ‘Siyasi şov’ diyorlar. Bu mu siyasi şov? Ben hapiste yatacağım, gelip burada şov mu yapacağım? Ben siyasetin içindeyken meydanlarda şov yapmadım. İşimi anlattım, derdimi anlattım, milletin derdiyle dertlendim. Başsavcılığa soruyorum: İnceleme başlattınız mı, başlatmadınız mı? HSK’ya sesleniyorum: Allah size akıl ve vicdan versin. Millet günü geldiğinde hesabını soracak.

“SAYIN HAKİM, BU TUHAF DÜZEN MİLLETE ÇOK BÜYÜK BEDELLER ÖDETİYOR”

Bir tarafta açık suçlular var, işlem yapılmıyor. Diğer tarafta muğlak ifadelerle derhal yazışma yapılıyor. İftiraya karşı sessizlik, ifade özgürlüğüne karşı baskı… Adalet böyle tecelli etmez. Sayın Hakim, bu tuhaf düzen millete çok büyük bedeller ödetiyor. Önce büyük iddialar atılıyor, manşetler atılıyor, sonra sessizlik geliyor. İddialar küçülüyor, bazıları dosyalardan çıkarılıyor ama manşetler kalıyor. İnsanların zihnine kazınıyor. Asıl mesele budur. Artık suç delille değil, algıyla oluşturuluyor. Gerçeklerle değil, anlatılarla yönlendiriliyor. Hukuk, manşetlerin arasında yürütülüyor. İnsanlar hakkında mahkeme salonlarından önce ekranlarda kanaat oluşturuluyor.

“AK PARTİ İÇİNDE KONUŞAMAYAN, EMEĞİ OLUP SÖZÜ OLMAYANLAR İÇİN KONUŞUYORUM”

Bugün burada sadece kendim için konuşmuyorum. Adalet duygusu zedelenen herkes için konuşuyorum. Çünkü artık insanların büyük çoğunluğu yargıya inanmıyor. Bu çok vahim bir durumdur. Ben demiyorum, anketler diyor. Hakkı teslim edilmeyen gençler için konuşuyorum. Yargının gölgesinde kalanlar için konuşuyorum. ‘Bu ülkede hâlâ hukuk vardır’ demek isteyen milyonlar için konuşuyorum. Muhalefet için konuşuyorum. Bu işi sıradan görenler için konuşuyorum. AK Parti içinde konuşamayan, emeği olup sözü olmayanlar için konuşuyorum. Alın teri olup söz hakkı verilmeyenler için konuşuyorum.

“ŞİMDİ İDDİA MAKAMININ ORTAYA ATTIĞI, DÜNYA YARGI TARİHİNİN EN GÜLÜNÇ, EN SAÇMA AJAN SUÇLAMASINA GELDİK”

Bu kan donduran girişimin ardından, aklın, hukukun ve devlet ciddiyetinin çöktüğünü gösteren, hiçbir mantıkla açıklanamayacak bir zincir kuruldu. Buna bir de “casusluk” suçlaması eklendi. Şimdi iddia makamının ortaya attığı, dünya yargı tarihinin en gülünç, en saçma ajan suçlamasına geldik. İddia makamı artık ne yaptığını bilmez hâle gelmiştir. Siyasette rakibini devre dışı bırakmak için her yolun mübah görüldüğü bir anlayışla, en absürt operasyonlardan biri yürütülmüştür. 24 Ekim sabahı, Cumhuriyet Halk Partisi ile ilgili davada karar beklenirken, gün doğmadan Hüseyin Gün isimli ve ajan olduğu iddia edilen bir kişi üzerinden çelişkilerle dolu bir operasyon yapılmıştır. Karar beklenirken bir anda ‘son dakika’ denilerek gündem değiştirilmiştir.

Başaracağız kimsenin kuşkuşu olmasın. Bu dönemde sanık kürsüsünde olmak bazen bir şereftir. Çünkü burada oturmak korkunun değil direncin yanında olmaktır. Eğer bugün birileri tüm bunlara rağmen biz belirleriz kaderi diyorsa egemenlik kayıtsız şartsız milletindir. Bilinsin ki bu salonda yazılan hiçbir senaryo sandıkta yazılanın önüne geçemeyecek. Millet hak edenlerden çatır çatır hesabını sorar. Siz yargılarsınız ama hükmü emin olun millet verir. onun için herkes cesaretini korusun. Anlattığım her şey bu dava ile ilgilidir. Bu kürsü dertlenenlerin kürsüsüdür.”

BİR SONRAKİ DURUŞMA 6 TEMMUZ’DA

Duruşma savunmaların ardından İstanbul 5. İdare Mahkemesi’ne müzekkere yazılarak gerekçeli kararın istenmesine karar vererek bir sonraki duruşmayı 6 Temmuz’a bıraktı.

Bu arada, duruşmada karar arası verildiği sırada CHP İstanbul İl Başkanı Özgür Çelik ile İmamoğlu sohbet etti. Özgür Çelik, Trabzonspor-Fenerbahçe derbisi üzerine sohbet ettiklerini söyledi.

 

 

YORUMLAR

Yorum Yaz
Bu habere daha önce yorum yapan olmadı.
Şimdi ilk yorumu sen yaz.!
ARŞİV
GAZETE MANŞETLERİ
KARİKATÜR KÖŞESİ
ANKETLER
Aydın Büyükşehir Belediyesinin Çalışmalarından Memnun musunuz?
Bu ankete toplam 23 kişi katıldı.